Türkiye Gazetesi'nin haberine göre, hırsızların, kapkaççıların, dolandırıcıların ve gaspçıların hevesini kursağında bırakacak olan bir mekanizma var. Ancak birçok vatandaşın bundan haberi yok. Emniyet de, kendi birimlerini uyararak bu mekanizmadan haberdar olunmasını istedi.
Mekanizmanın işleyiş şekli şöyle:Herhangi bir sebeple telefonunu çaldıran bir kişinin, daha karakola gidip şikayette bulunmadan önce, Telekomünikasyon Kurumu'na bağlı Bilgi ve İhbar Merkezi'ni hemen araması gerekiyor. Kısa adı BİM olan Bilgi ve İhbar Merkezi'ne ücretsiz olan 444 9 777'yi veya 0 (312) 232 23 23 numaralı normal telefonu arayarak ulaşabilirsiniz. Merkez, 7 gün 24 saat esasına göre çalışıyor.
Telefonunuz çalındığında söz konusu ihbar hattını aradığınızda, ihbar ettiğiniz numaranın size ait olup olmadığını teyit etmek için bazı sorular soruluyor. Bu sorulara doğru cevap vermeniz halinde, telefonunun size ait olduğu kesinlik kazanıyor ve onay vermeniz halinde telefon, haberleşmeye kapatılıyor. Bunun için TC Kimlik Numarası, Cep telefonunun İMEİ numarası, ad ve soyadı, diğer kimlik bilgileri ve annenizin kızlık soyadını bilmeniz ve ilgiliye iletmeniz gerekiyor.
Eğer henüz hiç kullanılmamış telefonlarınız, satış mağazasında iken çalındı ise, çalan kişilerin, söz konusu telefonları satmasını ya da kullanmasını engellemek için, evrakla birlikte BİM'e doğrudan müracaat etmeniz gerekiyor. İhbarda bulunabilmek için firma yetkilisinin kimlik bilgileri, firmanın vergi numarası, çalınan cihazlara ait fatura nüshaları, kolluk kuvveti tutanağı belgelerinin bir dilekçe ekinde sunulması gerekiyor.
Her iki durumda da, ihbar işleme konulur konulmaz söz konusu telefon cihazları bloke edilecek ve IMEI numarası sorgulamalarında 'çalıntı cihaz' mesajı gönderilecek. Böylece çalınan telefon hırsızın elinde kalacak!
İşte Yeni yılın başından bu yana en çok tercih edilen ve satış rekorları kıran kitaplar!
1- Portobello Cadısı Paulo Coelho
'Gizemli bir kadının öyküsü... Onu yakından tanıyan, belki de hiç tanımayan dostlarının ağzından...' Kim olduğumuzdan emin olmasak da, kendimize karşı her zaman içten olma cesaretini nasıl ediniriz?
Paulo Coelho, yeni romanı Portobello Cadısı'nda bu sorunun yanıtını arıyor. Portobello Cadısı, Athena adlı gizemli bir kadının öyküsünü, onu çok iyi tanıyan -ya da hiç tanımayan- yakınlarının ağzından anlatıyor.
2- Siyah Süt Elif Şafak
'Siyah Süt'te kahkahalar atacakken, yazar sizi birden bambaşka bir yöne doğru götürüyor.'
3- Olasılıksız(Improbable) Adam Fawer
Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?
4- Sırça Tuzak Nermin Bezmen
Nesillerin birikimiyle büyümüş bir sanayi imparatorluğu ve bu imparatorluğu yöneten son iki nesil aile bireylerinin dışarıdan gıptayla izlenen birlik ve beraberlikleri.Ama içlerinden biri; hırslı, kıskanç, megaloman, küstah, yalancı' Ruhsuz varlığını bu imparatorluğa tek başına sahip olmaya adamış ve şeytanıyla buluşmuş bir adam.
5- Veda - Esir Şehirde Bir Konak Ayşe Kulin
Ayşe Kulin'in her zamanki ustalıklı ve sürükleyici üslubu ile okurlarının elinden bırakamayacakları bir kitap bu. Günümüz Türk edebiyatında neredeyse eşsiz olan, biyografik veriler ile roman tekniğini birleştirmekteki ustalığını bir kez daha sergileyen Kulin, bu kez bir İstanbul öyküsü, bir imparatorluk tarihini birlikte ele alıyor.
6- 1919'un Şifresi Hulki Cevizoğlu
1919'da başlayan Kurtuluş Savaş'ından bugüne kadar bilinmeyenler ne?Cevizoğlu buldu,araştırdı,belgeledi..
7- Kraliçenin Soytarısı Philippa Gregory
Kraliçenin Soytarısı’ında ise ‘bakire’ Elizabeth’in kraliçe olma ihtirası ve bu yolda ‘kanlı’ Mary’ ile giriştiği entrika savaşı sizi tamamen ele geçirecek. Tüm bu hanedan mücadelesinin ise tek bir tanığı var. Engizisyondan kaçan Yahudi bir genç kız.Mary’nin sarayındaki soytarısı. Bir casus.
8- Her Şey Seninle Başlar Mümin Sekman
'Öğrenilmiş çaresizlik' kavramı ile bu başarıyı öğrenmenin yöntemleri anlatılıyor.
9- Yaşama Yerleşmek Üstün Dökmen
Yaşama sıkı sıkıya bağlanmak..ucundan tutmak değil,asılmak hayata var gücünle..
10- Tanrı Yanılgısı Richard Dawkins
New York Times Bestseller Uluslararası Bestseller
“Herkesin okuması gereken bir eser.” -The Economist
Uzman Psikolog,terapist Dr.Bülent Budakla yapılan roportaj'ı burdan sizlerlede paylaşmak istedim.
Uzman Psikolog, evlilik terapisti Dr. Bülent Budak, eşlerin birbirlerini 'tapulu malları' gibi görmelerinin evlilikte en önemli sorun olduğunu söyledi.
Dr. Budak, terapi ve psikolojik danışmanlığın, evli çiftlerin, sorunlarla etkin bir şekilde başa çıkmalarında yardımcı olmayı hedeflediğini söyledi.
Terapide 'uyumsuz davranış modellerinin' değiştirilmeye çalışıldığını ifade eden Budak, kişilik geliştirilmesi ve olgunlaşmaya yönlendirme yapıldığını kaydetti. Sorunlarla etkin bir şekilde başa çıkmaya yönelik olarak yapılan terapinin, eşler arasındaki etkileşimi yeniden yapılandırmaya katkı sağlayacağını bildiren Budak, eşlerin birbirlerine 'tapulu malları' gibi görmelerinin evlilikte en önemli sorun olduğunu kaydetti.
Budak, terapistlerin her iki eşin gerginlik düzeylerini azaltarak, ilişkileri iyileştirme yoluna gitmelerini sağladığını ifade etti.
Terapinin çiftin isteğiyle yapıldığını ifade eden Budak, mutsuz eşlerin çatışmada, karşılarındaki insanı sorumlu tuttuğunu kaydetti.
Evlilik terapisinin hiçbir evliliği garanti altına alamayacağını vurgulayan Budak, 'Eşler arasında cinsel uyum yitirilince, evliliğe devam etmek zorlaşmakta, çiftler arasında dışarıda arayışlara gidilmektedir' dedi.
'Eşlerin uyumu kadar eşlerin ailelerinin uyumu da önemlidir' diyen Budak, kadınların öncelikle kocasından ilgi görmek ve sahiplenmek istendiğini ve hangi eğitim düzeyinde olurlarsa olsunlar, ilişkide korunma ihtiyacı duyduklarını bildirdi.
Birçok kadının 'maço' tabir edilen erkek tipinden hoşlandığını ama bir taraftan da eşlerinin hiçbir şeylerine karışmasını istemediklerini dile getiren Dr. Budak, bunun pek mümkün olmadığını söyledi.
ERKEKLER NE BEKLER?
Erkeklerin isteğinin de 'ilgi' olduğunu ifade eden Budak, erkeklerin, eşler çalışsa da evdeki görevlerini ihmal etsin istemediklerini kaydetti. Budak, 'Bu da bazen sorunların başlangıç noktası oluyor. Kurdukları müşterek yaşamda sorumlulukları da paylaşmak gerekiyor. Bu beklentiler karşılanmadığında da sorunlar baş gösteriyor. Aslında en büyük sorun çiftlerin birbirlerine yeterince güvenmemeleri. Bu da birçok sorunu beraberinde getiriyor. İlişkide öncelikle karşılıklı güven duygusunun güçlü olması gerekiyor' dedi.
Terapiste başvuru nedenleri arasında, 'aldatma, birbirlerinin aileleri ile olan sorunlar, cinsel ve ekonomik sorunların' yer aldığını bildiren Budak, bunun dışında çocukların eğitimi konusunda anlaşmazlığa düşen çiftlerin bulunduğunu kaydetti. Budak, 'eşinin sorumluluklarını yeterince yerine getirmediği, eşi ile istediği sıklıkta ve tarzda cinsel ilişki yaşayamamak, eşinin akrabalarını ön planda tuttuğu ve aldatılma şüphesiyle' gelen çiftlerin de olduğunu söyledi.
Güven sorununun aşılmasının çok kolay olmadığını, çiftler arasında bozulan iletişimi yeniden kurmaya çalıştıklarını ifade eden Budak, 'Konuşmalar kesinlikle hakaret içerikli olmamalı. Bunu sadece terapi sırasında değil, günlük yaşamda da uygulamalarını istiyoruz. Çiftlerin duygularının farkına varmalarını sağlıyoruz. Kişi bazında herhangi bir ruhsal problemleri varsa, onu yakalamaya çalışıyoruz' diye konuştu.
YAZILI İLETİŞİM
Sözlü iletişim kuramayan çiftlere bir süre yazışarak iletişim kurmalarını önerdiklerini bildiren Budak, 'Sorunu çözen yine kişinin kendisi, biz sadece burada onlara koçluk yapıyoruz. Buraya gelen çiftler birbirlerine karşı olumsuz duygular hissediyorlar. Biz, bu olumsuz duyguları boşaltmalarına yardımcı oluyoruz. ’Sen haklısın, sen haksızsın’ şeklinde bir mahkeme ortamı yaratmıyoruz. ’Karar sizin, ne istiyorsanız onu yapmalısınız ama önce net olun’ diyoruz. Pişman olacakları bir şey yapmalarını önlemeye çalışıyoruz' dedi.
Budak, evlilik terapisinin, evliliği kurtarması yönünde bir garantisi olmadığını, amaçlarının uyumlu birlikteliğin yanında 'uyumlu boşanmayı' da sağlayabilmek olduğunu kaydetti.
SAYGI
'Kocam beni mutlu edemiyor' yakınmalarının yanlış olduğunu ve böyle bir beklenti içine girenlerin mutsuz olmayı seçtiklerini savunan Budak, şunları kaydetti: 'Kendinizle ilgili planlar yapın ve onları hayata geçirmek için çaba sarf edin. Mesela hobilerinizi hayata geçirebilirsiniz ya da kendiniz için bir kariyer planı yapabilirsiniz. Mutlu evlilikte en önemli madde önce saygı, sevmeseniz bile saygı gösterirseniz, mutlu olma şansınız var. Karşınızdakini hiçbir zaman küçümsemeyin. İletişimin birinci kuralı konuşmak değil, dinlemektir. Eşinizin söylediklerini iyi dinleyin. Onunla empati kurmaya çalışın. Kendinizi doğru şekilde ifade edin.'
Bülent Budak, çiftlerin ekonomik özgürlüklerini kazandıktan sonra evlenmelerini ya da evlendikten sonra mutlaka bir şeyler üretmelerini ve evin giderlerine ortak olmaları gerektiğini söyledi.
Unutmadım unutamam Kara sevdam merak etme Yaşamaksa yaşadım lakin Canımın çoğu kaldı sende Pişman mıyım asla Güzelleştim yasla Sevmedim mi sevdim evet Senden sonra ihtirasla Ama benim ciğerim yanar Ten oyalanır can kanar İki gözüm iki çeşme Haberin yok içerime içerime akar …
ASLI GUNGOR - Kalp Kalbe
Uyandım birden seninle gece üçü bulmamış Bir bulut durdu gözümde, hasret bize uymamış
Kalp kalbe karşı derler sende üzüldün mü? Ay bile çeker gider geceyi düşündün mü?
Yanlızlık bende saklı Çıkmaz bir an dışarı Elimde bir fotoğraf O şimdi burda olmalı
Kalp kalbe karşı derler sende üzüldün mü? Ay bile çeker gider beni hiç düşündün mü?
Sensizlik bende saklı Çıkmaz bir an dışarı Elimde bir fotoğraf O şimdi burda olmalı…
BEN böyle "devlet adamı" görmedim. Sen kalk git kaldığı otele, Kral’ın dibine otur.
Öbürü de öte yanında...
Kral ortada.
İki gündür bekliyorum:
9 uçak, iki bin bavul, üç yüz gardırop ve altın tahtı ile gelen (iyi ki petrol kuyularını getirmedi) Kral’ın oteline giden ve sağına-soluna oturan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı size "gurur" mu verdi, yoksa "hüzün" mü?
O zaman ben "Benim cumhurbaşkanım olamaz" dediğimde niye kızdınız?
*
"Benim cumhurbaşkanım" olsaydı; Anıtkabir’i ziyareti reddeden, bu ülkeyi kuran insana saygı göstermeyi kabul etmeyen bir Kral’a "Devlet Şeref madalyası" vermezdi.
Hem de 10 Kasım günü...
Mustafa Kemal; son yüzyılda, İslam áleminin Batı emperyalizmine karşı tek onurlu ve şanlı zaferini kazanmış komutandır.
Kral ise; Körfez savaşları boyunca, kendi topraklarını korumak için kutsal mekanların savunmasını dahi elinde bira kutusu olan Amerikalı askerlere bırakmış birisidir.
"Benim cumhurbaşkanım" olsaydı....
Kimin koltuğunda oturduğunu bilir, en şerefli savaşın kahramanına saygı göstermeyen, kutsal toprakları ABD deniz piyadelerine bekleten bir Kral’ın oteline koşmazdı.
Kral, görüşme salonuna Atatürk’ün resimlerinin asılmasını da kabul etmedi, kendi fotoğrafını astırmış, onun altına oturdular.
10 Kasım nedeniyle tüm bayraklar yarıya indirilirken, Suudi Arabistan bayrağının yarıya indirilmesini de reddetti Kral.
Ama bizim "devlet adamları" doğru otele.
Biri sağında, biri solunda.
Ortada Kral...
Tepelerinde de, kendisi yetmiyormuş gibi fotoğrafı.
Ben ise televizyonda şeriat bayrağının altındaki öpücükleri sayıyorum; işte sırayla ve hasretle yumuluyorlar... Sağ yanak bir, sol yanak iki, sağ yanak bir kez daha, etti üç...
*
Ne yapacaksınız?
Abdullah Gül "Benim Cumhurbaşkanım" olsaydı böyle yapmazdı.
Ben böyle "başbakan" ya da böyle "cumhurbaşkanı" istemem.
Benim de; en yüce değerlerimizi ayaklar altında paspas yapanları "reddetme" hakkım vardır.
"düşünüyorum da, sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek. Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi, Cesaretsizliğimizin anlaşılması, Korkularımızın paylaşılması Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti. Kabuklarımızın altında Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız. Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında. Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden. İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler. Kirpiler ve kaplumbağalar gibi. Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk? Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi? Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.? Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi, Duyularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu? Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak. Ne çıkar ateş böceği sansalar beni.? Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğunu el kaldırmaya kıyamaz? Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce. Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine. O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince. Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek. Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak. Kırılmaktan korkmasak İncinsek yaralansak. Ne olur bir darbe daha alsak. Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu Denesek Risk alsak Yanılsak Farketmez Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi. Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi. O zaman farkedeceğiz. Ne kadar özlediğimizi birbirimizi. Neler biriktirdiğimizi, Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa. Vakit az, paylaşmak, sarılmak için. Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır. Yüreği daha fazla küstürmemek lazım. Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan. Ve koşullar bir türlü düzelmeyen. Sevgiye çok ihtiyacımız var. Ufukta kar bir kış görünüyor. Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri. Kırın o sert ağır kabuklarınızı. Kurtulun bu yükten. Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize. Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri. Hem hepimiz bir yıldızız. Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi."